


bu davette topuğunuzun ya da kanadınızın
biri kırık olmalı
bu şartı yerine getirmeyenler
kırık ön dişler ya da deşik ciğerlerle de
katılabilirler
uzun hazırlıklardan geçtik biz
uzakdiyarlara uçtuk: başka çaremiz yoktu
babasız kızlar korosu:
babamız bizi sevmedi
çirkiniz! çirkiniz!
zır deliyiz. güzeller güzeli şüphe
kır kalbimi, alışığım ben
yeşil gözleri babamın: gözleri zehirli yosunlardandır
ince ince proje dokur, gürcü soğuk ve mağrur
babamı hiç görmedim - ki onca yıldır
bu baloya davetli kızlar
babalarının cenazesinde bulunmayacaklar
niye seveyim seni
babalarının terk ettiği kızlar, kötülüklerinde cömert
aşklarında hazin ve güvenilmezdirler
babasız kızlar korosu:
babamız bizi sevmedi
öyle birşey koptu ki içimizde
bütün kötü kadınlar bizden sorulur
kaçmayı biliriz biz en iyi
ey cesur! ey sevgili! sıkıysa bak gözlerime
taşa çeviririm seni, mum gibi eritirim
çocukluk acıları pazılarımdır benim
ah ben ne güçlü ne unutkanım bilemezsin.
balomuz gece yarısını geçe başlayıp
canımız isteyince biter
kandırdur arabalarıyla dolanmayız biz
cam kırıklarında dans etmek varken
babasız kızlar korosu:
küfredip kavga çıkarırız
çirkiniz! çirkiniz! çirkiniz
babamız bizi sevmedi
cümlenizin hakkından geliriz
yaralarımıza şap dökerek büyüttük kendimizi
göçebeyiz; talan eder tüyeriz
hayat, baskınımıza mazur bir davet yeridir
arka kapıları tekmeler içeri gireriz
yaklaşma yakarım, dumanını üflediğim gibi
keyfime bakarım
ön kapıdan ve sırayla
buyrun kibar hanımlar beyler
babanız sizi sevdi de ne oldu?
korkak, kör ve bok gibisiniz.
(içinde ince ince kinayelerin, tatlı tatlı ironilerin bulunduğu, yaftalamayı seven bu topluma anarşist bir bakış açısı ve aslında çok derin olan şahane şiir, merhaba perihan mağden)
seçemiyordum iyi
bir göl kenarı mıydı yoksa
unutulmuş bir ormanın bitimsizliği mi
değildi
saydamdı, naylonumsu bir yerdi.
kaçmış olmalıydım sığ ilişkilerden
içimde ve dışımdaki
şimdi bakıyorum da ayrıntılardan uzak
küçük büyük kıvrımlardan iyice uzak
boşluğun birim olduğu ortamda
belli belirsiz bir birim
gökyüzünde bir gölgeydim
evet nerdeydim
bir ırmağın yatağını öğrenen
gönyesiz minkalesiz
bildiği günler dişlerine benzeyen
sağlıklı çürük yitik
meraklı bir yol işçisiyim
her zaman mı böyleyim
kalbimin o değişken akışı
ölçülmez sevdalarla
kalbimin o değişken sınırı
doğrusu bilmememkteyim
unutulmuş bir ormanın uzamsız yeşilliğinde
belki de
o sürek avlarında soluksuz geyiğim.
inişe geçecekmişiz birazdan
evet geçelim
kemerlerimizi bağladık, iyi
sigaralarımızı söndürdük, iyi
-yaşam ki albümindir ve her şey değişebilir-
ey sayın yolcular ben hangi oteldeyim
enlemlerden boylamlardan uzak değilim
gene de
vidalanmış gibiyim sımsıkı düşlerime
boşlukta bir terminaldeyim.
edip cansever
Merhaba Edip Cansever.
beyhude gamlanma divane gönül,
cümle alemin rızkını veren vardır.
yaptığın hatayı görmüyor sanma,
kalpte gizli en derin sırları bilen vardır.
mal-ı emlakım var deyu güvenme,
arkam var deyu dayanma,
sırt üstü insanı yere varan vardır.
beyhude gamlanma divane gönül,
cümle alemin rızkını veren vardır.
derdime vâkıf değil cânân beni handân bilir
hakkı vardır şâd olanlar herkesi şâdân bilir
söylesem tesiri yok sussam gönül râzı değil
çektiğim âlâmı bir ben bir de allah’ım bilir
fuzuli
sus, herkes sussun,
bir gözlerimiz baksın birbirine sessizce,
uzun uzun, doyasıya…
kimse konuşmasın, hiçkimse,
biz durmadan bakışalım.
umrumuzda değilken
birbirine karışan kelimeler,
o ilk aşka benzeyen heyecan,
bu mahcup sessizlik,
bu ürkek bakışlar…
böyle iyi, hoşuma gidiyor.
konuşamamaktan utanarak
ve susarak bakalım doyuncaya…
bu iyi, bu güzel, afferin bize.
ben ki konuşmamla varolurken başkalarında
susuyorum ya senin karşında
…
böyle iyi, çok hoşuma gidiyor.
bu birşeye benziyor,
bir şey gibi…
bu, masumiyet gibi.
bu iyi, bu çok iyi, hoşuma gidiyor.
birsada / 05/03/2012 / hardala
” O “, hani “Bir” olan, Er-Rahmân, El-Kuddûs, El-Müheymin, El-Azîz, El-Cebbâr…